ÖZGÜRLÜK VE ADALET
BİR HABİL İLE KABİL SORUNU...
Özgürlükse amaç;herkes için özgürlük...Adaletse amaç;herkes için adalet...
Bu hayatın herkes için ''adil'' ve ''özgür'' olması arzulanır.
İlk sorun; hepimizce arzulanan bu '' adil ve özgür'' olma hayalinin bedelinin ne olacağıdır.
Bu iki kavrama ulaşmak bir demokrasi ve insanlık yolculuğudur.bedeli kavgayla ödenir.Bir anlığına da olsa diyelim ki ;dövüştük,aşırdık,taşırdık ve bunlara ulaştık.
Hemen ikinci bir sorunla karşılaşırız. İki şey, aynı anda,aynı yeri işgal edemez...
Önce hangisi gelecek? Herkes için özgürlük demek;kötülere,insanların kanını emenlere,emek sömürücülerine de özgürlük getirir.Onlar da, ''Bırakınız geçelim,bırakınız yapıverelim...'' diye ortalıkta salınıverir ki; bu da adaletsizliği doğurur.
Daha özgür olan ''yapıverenler'' geçirdikçe, adaletin sıcacık kollarında geceleri rahat rahat uyurken , ''yapıveremeyen'' yığınlarsa adaletsizliğin soğuk pençeleri arasından uzanıp,alabileceği bir lokma ekmeğin peşindedir.
Diyelim ki adalet,özgürlüğe çelme taktı da,öne geçti.O zaman da ;herkes için adalet, her insanın toplumun lehine göre davranışlarını düzenlemesi demektir ki; bu durumda toplum; temel kişilik , hak ve özgürlüğünün önüne geçer.
Adaletin baskın olduğu bir düzende, kişilerin kişiliklerini serbestçe yaşayamamaları gibi bir tehlike bulunmaktadır; çünkü bu tarz bir düzende, kişiler toplum için vardır.
Bu durumda kişilere toplumsal adalet sisteminin figüratif çarklarının arasında dönen dişlilerden başkaca da bir anlam da yüklenemez.
O zaman, söz konusu bu iki ''toplum için olmazsa olmaz rakip kardeşler'' için denge şart. Peki, böyle hassas bir denge nasıl sağlanacaktır? Adaletin özgürlüklere göre düzenlenmesi, özgürlüklerin de devletin kontrol edebildiği, eğitim-ekonomi-sağlık-güvenlik vs. gibi diğer toplumsal argümanların kullanılarak kontrol mekanizmasına dahil edilmesi akla yatkın bir çözüm gibi görünmektedir. Adalet ile özgürlük arasındaki ilişki;hem bir elin verdiğini diğer elin görmemesi, hem de her iki elin de eşit ağırlıkta yükü taşıması şeklinde olmak zorundadır;çünkü denge her toplumun olmazsa olmazıdır.Denge sağlanamazsa, baskın olan gücün zamanla fanatikleşerek, toplumu ''bir şekilde'' hayatın olması gereken akışından kopartması işten bile değildir.
Bu bir devletin en dikkat etmesi gereken konudur; çünkü ne toplum bireyin önüne , ne de birey toplumun önüne geçemez. Devlet her ikisinin de önüne geçemez.Geçerse, ''tam anlamıyla'' ne adalet, ne de özgürlükten söz etmek mümkün olmaz. Adaletin ve özgürlüğün olmadığı topraklarda da yeşerecek tek şey şiddettir.
Baskı ile barış olmaz;silah ve şiddetle de ilerlenemez...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder