mucizenin adını koyalım...
...umut ile aşk...
*İlk bakışta saçma gibi görünse de ,insan ,sadece istediği için sevip, sadece yaşadığı için bile umut edebilir...
*Umut etmek ,ihmale gelmez;pek nazlıdır,hemen soluverir.Umudun çabayla , özenle, her gün bıkmadan -usanmadan beslenmesi gerekir.Bir insanın umudundan vazgeçmesi demek;onun sevdasından , davasından, kavgasından ,hatta kendisinden vazgeçmesi demektir. Umudu reddetmek , insanın kendisini reddetmesi demektir.
*Umutla denediğimiz, umutla kovaladığımız bir hayatta başarısız değilidizdir...Başarısız gibi görünebiliriz çoğu zaman...Yenilmiş,yıkılmış,sindirilmiş,belki de bitmiş...Olamaz mı ?Olabilir, elbette olabilir. Neden olmasın ?Lakin ,başarısız gibi görünmekle , başarısız olmak farklı şeylerdir. Başarı neye göre? Kime göre?...İnsanın nihai başarı amacı ne olabilir mutlu ve huzurlu bir hayattan başka ?...''Mutluluk ve huzur'' para ile alınabilen, kariyer ile yükselebilen maddi şeyler değillerdir ki ; onlara ulaşmanın yolu, maddi bazı kazanımlardan geçsin...O bakımdan , başkalarının bakış açılarına göre ve genel geçer toplum kurallarına göre ,çuvallıyor gibi görünmek bizi, yolumuzdan, umudumuzdan, sevdamızdan, davamızdan ve hayat kavgamızdan asla, asla, asla alıkoymamalıdır.
*Umut; hayatın içinde serpilip, gelişmenin en güzel yoludur; çünkü umudun yoldaşı aşktır.
*Umut; felaketlere karşı dik durmak, türlü türlü derde, illete, zillete, boyun eğmemek için tutunacağımız ilk daldır.
*Umut; mucizenin konulmamış adıdır...
*Umutlu insan , dünyayı tüm renkleriyle yaşar. Umutsuz insan ise sadece siyah-beyaz bir film seyreder gibi yaşar gider işte...
*Umutlu insan ,-tüm naifliğine rağmen-dilemeye, sevdaya, davaya ve hayatın getirdiği pek çok şeye umutsuz insandan daha da hazırlıklıyken, umutsuz insansa boyun eğmeye ve pes etmeye daha da yatkındır.
*Yüreğinde umut taşıyan her insan ''umudun yüzü'' dür ve umudun yüzünden gülümsemesi de öyle kolay kolay alınamaz.
*Umutlu insanın bileğini de bükmek , neredeyse , imkansızdır.
*Umutlu insan inatçıdır, demek istemiyorum . Sakın yanlış anlaşılmasın. Umutlu insan severek ve sabrederek direnir. Ondandır yenilmeyişi...Zaten kör inat dediğimiz şey de , muhteris, mutsuz, umutsuz insanlarda var olur; çünkü onlar ne umudun elinden tutmuşlar; ne de aşka teslim olmuşlardır. Yani , aslında, başarısızdırlar. Otur, sıfır!...
*Oysa, her adımını aşkla atan insanın yolu ,bir şekilde ve bir bakımdan , açılır. İllaki açılır...
*Zira hayatın ve muhteris insanların kapadığı yolu, bu güzel insanlara, çoğu zaman, '' umut '' açar...
*Gerek umut, gerek aşk iyi niyetli ve saf bir '' delilik hali '' gibi görünse de ,hiç de küçümsenmeyecek kadar güçlü hislerdir. Bu hisler tüm açmazlarımızı çözer. Bırakalım da çözsünler o zaman, değil mi ama?...
*Umut; gülümsemeyi, uyumluluğu, inceliği, bilgeliği ,hatta yaratıcılığı gerektirir ve getirir.
*Umut; sevmeyi gerektirir ve getirir.
*Umut; özün, tözün, sözün birliğini gerektirir ve getirir.
*Aşk; umutla dirliği gerektirir ve getirir.
*Yaşamı yaşamak ; emektir, gayrettir, esenliktir, ümittir, sevgidir...
*Misalleri çoğaltmak her ne kadar mümkünse bile , belki de, sadece , gülümsemektir....
ÖZGÜRLÜK VE ADALET
BİR HABİL İLE KABİL SORUNU...
Özgürlükse amaç;herkes için özgürlük...
Adaletse amaç;herkes için adalet...
Bu hayatın herkes için ''adil'' ve ''özgür'' olması arzulanır.
İlk sorun; hepimizce arzulanan bu '' adil ve özgür'' olma hayalinin bedelinin ne olacağıdır.
Bu iki kavrama ulaşmak bir demokrasi ve insanlık yolculuğudur.bedeli kavgayla ödenir.Bir anlığına da olsa diyelim ki ;dövüştük,aşırdık,taşırdık ve bunlara ulaştık.
Hemen ikinci bir sorunla karşılaşırız. İki şey, aynı anda,aynı yeri işgal edemez...
Önce hangisi gelecek? Herkes için özgürlük demek;kötülere,insanların kanını emenlere,emek sömürücülerine de özgürlük getirir.Onlar da, ''Bırakınız geçelim,bırakınız yapıverelim...'' diye ortalıkta salınıverir ki; bu da adaletsizliği doğurur.
Daha özgür olan ''yapıverenler'' geçirdikçe, adaletin sıcacık kollarında geceleri rahat rahat uyurken , ''yapıveremeyen'' yığınlarsa adaletsizliğin soğuk pençeleri arasından uzanıp,alabileceği bir lokma ekmeğin peşindedir.
Diyelim ki adalet,özgürlüğe çelme taktı da,öne geçti.O zaman da ;herkes için adalet, her insanın toplumun lehine göre davranışlarını düzenlemesi demektir ki; bu durumda toplum; temel kişilik , hak ve özgürlüğünün önüne geçer.
Adaletin baskın olduğu bir düzende, kişilerin kişiliklerini serbestçe yaşayamamaları gibi bir tehlike bulunmaktadır; çünkü bu tarz bir düzende, kişiler toplum için vardır.
Bu durumda kişilere toplumsal adalet sisteminin figüratif çarklarının arasında dönen dişlilerden başkaca da bir anlam da yüklenemez.
O zaman, söz konusu bu iki ''toplum için olmazsa olmaz rakip kardeşler'' için denge şart. Peki, böyle hassas bir denge nasıl sağlanacaktır? Adaletin özgürlüklere göre düzenlenmesi, özgürlüklerin de devletin kontrol edebildiği, eğitim-ekonomi-sağlık-güvenlik vs. gibi diğer toplumsal argümanların kullanılarak kontrol mekanizmasına dahil edilmesi akla yatkın bir çözüm gibi görünmektedir. Adalet ile özgürlük arasındaki ilişki;hem bir elin verdiğini diğer elin görmemesi, hem de her iki elin de eşit ağırlıkta yükü taşıması şeklinde olmak zorundadır;çünkü denge her toplumun olmazsa olmazıdır.Denge sağlanamazsa, baskın olan gücün zamanla fanatikleşerek, toplumu ''bir şekilde'' hayatın olması gereken akışından kopartması işten bile değildir.
Bu bir devletin en dikkat etmesi gereken konudur; çünkü ne toplum bireyin önüne , ne de birey toplumun önüne geçemez. Devlet her ikisinin de önüne geçemez.Geçerse, ''tam anlamıyla'' ne adalet, ne de özgürlükten söz etmek mümkün olmaz. Adaletin ve özgürlüğün olmadığı topraklarda da yeşerecek tek şey şiddettir.
Baskı ile barış olmaz;silah ve şiddetle de ilerlenemez...
Yasa - Yasak
''yasak var istersen , dayak var yersen...'' Bu mudur ?...
Kesin bir zorunluluk olmadıkça devlet ;dernek ve sendika özgürlüğüne karışmamalı ama , bu ''kesin'' zorunluluk hali neye ve kime göre belirlenecek? Peki,ya protesto hakkı?
Hiçbir hükümet bozguncu fikirler üretiyorlar ya da bozguncu fikirleri öğretiyorlar diye dernek ve sendikaları yasaklama hakkına sahip değildir.Aynı zamanda çıkarılan bir yasayı kabul etmediği için toplantı ve protesto hakkını kullanan halka baskı yapabilme özgürlüğü de yoktur.
Bu hak ancak, dernek ve sendika üyelerinin barışçı bir propagandayı aşıp, sosyal düzeni güç yoluyla yıkmak isteğiyle eyleme geçmeleri halinde doğabilir.
Baskı ya da işkenceyle iktidara uygun olmayan farklı inanç,etnik-siyasi-sosyal-kültürel yapıyı yok sayıp, varılan her devlet birliği geçicidir.Bu birlik ,birliktelikten bile uzak,her an yıkılmaya mahkum bir yapıdır.Zaten ,ilk rüzgarda da yıkılır.
Böyle bir devlet örgütlenmesi dinamit üstünde oturmaktadır.Oysa yasalar devlet örgütünün halka karşı gücünü arttırıcı,halkı bölücü ve ezici nitelikte değil ;birleştirici,eşitlikçi ve adilane bir yapılanma dahilinde işlevlik kazanır.
Hiçbir yasa ortada bir ''yasa'' bulunsun diye çıkarılmaz ve sadece -o süre zarfında-yetkili bir kaynaktan doğmuş olması,ona itaati gerektirmez.
Yasalar,insanların yaşayışlarını düzenlemek için çıkarılır.Toplum hayatına hizmet etmesi gereken ve ancak hizmet ettikçe ,varlıklarını sürdürebilen düzenlemelerdir .
Yasalar; toplum hayatını adil,özgürlükçü ve eşitlikçi düzenleme amacını gerçekleştirebildiği ölçüde değer kazanır.
Yasaları koymak ve ne pahasına olursa olsun onları uygulamak adına baskı, uygun bir araç değildir.Ortaya konan delillere kaba kuvvet asla bir cevap olamaz.
Fikir ,ancak fikirle bastırılabir...
İrade sahibi bir karakter yapısının da kötü eğilimlere karşı da ancak,bizzat savaşmakla da elde edileceğini de göz ardı etmemek gerekir.Buna mukabil, halk,devlet tarafından zannedilenin aksine , kendi yaşama düzenindeki sınırları kendisi bulabilecek,toplanma hakkını kullanabilecek,çeşitli dernek ve sendikalara üye olabilecek güce ,kendiliğinden,sahiptir.Bu gücün otorite tarafından sınırlandırılmaya , baskı altında tutulmaya hatta yok edilmeye çalışılması da toplumun ilgili tüm bileşenleri tarafından tepkiyle karşılanır.
Kötü düzenlenmiş yasaların diğer bir zararlı etkisi de ;Halkın söz konusu yasalara tepkisi sebebiyle sürekli olay konusu olduğu için devlet, şiddeti temel dil haline getirir.Yönetimin sertliği, halkın karşı duruşunu ,tepkisini daha da arttırır. Kötü ve adaletsiz yasanın hiç de göz ardı edilmemesi gereken bir diğer yan etkisi de ,suç ile ceza arasındaki orantısızlık halkın sempatisini suçlunun üzerine çekip;antipatisini de devlete yöneltmesi tehlikesi ve tehditidir.
Yasaklamak tehlikelidir.
Yasaklamak, yasaklayanın kendine kurduğu tuzaktır.
Yasaklar her toplum için yararlı düşüncelerin de yayılmasını önlediğinden tehlikelidir.
Yasaklar, halkın kendisi için önemli olay ve sorunların öğrenilmesini önlediği için tehlikelidir.
Halk, sorunları bilmeli,dile getirebilmeli,paylaşabilmeli,eleştirebilmeli, toplantı ve protesto hakkını kullanabilmelidir.Toplum tüm bu haklarını kullanırken de baskı, şiddet ya da işkence ile karşılaşmamalıdır.
İyi düzenlenmiş yasa ile kötü düzenlenmiş yasa arasındaki en temel fark ;devletin halkına bakışındaki fark;duyduğu saygıdır....
Paylaşılacak Sözlerim Var Benim-12
- İki can bir yazgı ettiğinde ''can yoldaşı '' olunur...
- Umut kefesini doldurdukça insan;dert kefesini boşaltır....
- Yarınını,çocuklarını da içlerinde taşıdığından habersizcesine herkes;dününü,ölüsünü içinde taşıyor gibi yaşıyor...
- Yürek neyi kanıtlar ki?...''İnsan'' olmamızdan başka...O da yetmez mi?Yeter...
- Umut, umutsuzluğu;sevgi,sevgisizliği eritir...
- Kötüler diz çöktüremediklerinin malını,canını,ruhunu hatta hayallerini bile tarumar edene kadar durmaz.Boyun eğme,dik dur!...
- İnsan;gülümsedikçe gülümser,sevdikçe sever;sevdikçe ilerler...İnsan olur...
- Kolu, bacağın yerine dikemezsiniz...
- Ne yazık ki,şehirler insan ruhunun manevra alanını gittikçe daraltıyor...
- Adam olmak, ne çulla çaputla, ne de parayla pulla olabileceğiniz bir şey değil;aslında pek emek de istemez. Sadece yürek ister...
- Umut umuda değince,mutluluk;mutluluk mutluluğa değince , huzur; huzur huzura değince; barış kurulur...
- Uyanıkken çoğu şeye uyanamıyor insan...
- Kurtarsa kurtarsa insanı; özü ve sözü kurtarır...
- Her bilgi;hemen , her yere yazılmasın yazılmasın ki; büyüsü kaçmasın...
- Cehalet ile sefalet insanın da,insanlığın da kıyametini getirir.İkisine de bilgece bir umutla ve gayretle karşı durmak asalettendir...
- Belki de, bilgeliğin güzüdür gizem;ama,aynı zamanda da özüdür...
- Bilgi, şampanya gibidir,şişeyi fazla kurcalar, sallarsan;açınca köpüğü taşar,kaçar...
- Bilmez görünür bilenler de nicedir...
- Dut yaprağından ipek oluyorsa,umut ,cesaret, ve emekle neler olmaz ki...
- Sınırları olmamalı barışın...