6 Haziran 2015




GELECEKTEKİ BİR BAŞKA DÜNYADAKİ,

BİR BAŞKA İKTİDAR İÇİN HUZUR ÇÖZÜMLERİ

''-Yaşam hakkını tanıması; tanımakla da kalmayıp,bunu herkes için savunması,

-Ulusal güvenlik için çeşitli kurullara harcayacağı şişirilmiş mesainin çoğunu halkının huzuru için harcaması, 

-Eskilerden bir darp-darbe falan olmuşsa da,o zamandan kalan ne kadar yasal düzenleme varsa,değiştirmesi,

-Özellikle üniversite ve üniversite öğrencilerine ilişkin idari ya da siyasi bir kurul varsa, hemen kapatıp;hoca ve öğrencileri özgür,üniversiteleri özgür bırakması,

-Seçimlerde olan tüm barajları kaldırması;kaldıramıyorlarsa da %1 gibi bir orana çekmesi,yani ,halka saygı duyması,

-İşçi cinayetlerini engellemesi;işçinin-emeklinin emeğinin hakkını verilmesine ön ayak olması, gerçek anlamda sendikalaşmanın önünü açması,

-Söz gelimi, bir dandik fayansı ya da bir kirli gömleği insan canından üstün görmemesi,

-Çocukların çalıştırılmamasını mümkün hale getirmesi,

-Kindar,dindar değil;eğitimli ve mutlu gençler için çabalaması,

-Kadınların katledilmesine,tecavüze, pedofiliye göz yummaması, ''iyi hal indirimi''nin hiç de iyi bir hal yaratmayacağını anlaması,

-Kimseyi ötekileştirmemesi;önceden ötekileştirilenler varsa,(ki ,illaki vardır..)

onlarla da barışması ,

-İnsanları her bakımdan , sağlıksızlaştırmaması,

-İnsanlara engelsiz bir hayatın kapılarını açması,bunun için gerekirse ortaya atılacak tüm projelerin yasal-maddi-manevi tüm destek sağlaması,

-Sanatı sevip , onun yeni yollar gösterebileceğine güvenmesi, sanatçıları düşman bellemeyip;halkın belleksiz,kültürsüz,ışıksız kalamayacağını idrak etmesi,

-Kentlere nefes aldıran-çevresini toplu konutlarla-çehresini AVM'lerle bozmayacak düzenlemeler yapması,

-Suların özgür kılabilecek iradeye sahip olması,

-Ağaç dikebilecek;dikene ayakbağı,kesilmesini engelleyene de gözdağı vermeyecek kadar toprağı  -arsa değeri üzerinden değil - gerçekten,sevmesi ve değerini bilmesi,

-İktidarın cansuyunun ,aslında muhalefet olduğunu bilip; muhalefetin dediklerine kulak vermesi,

-kendi ütopyasını, halkın distopyası üzerine kurmaması gerektiğini bilmesi ,

-Az-biraz huzur vermesi,

-Sürekli ve sürekli olarak , çemkirmemesi,başkalarını küçük görmemesi,çalmaması-çırpmaması-tehdit etmemesi,kendisini ne kadar baskı altında hissederse hissetsin (ki , bu asla bir mazeret olamaz ) yakmaması-yıkmaması-yok etmemesi;asla ve asla öldürmemesi,öldürmemesi,öldürmemesi..''

 Bir başka dünyanın mümkünlüğünü ,müsait hale getirebilir,sanırım...

20 Kasım 2014

'' lafçı değil, icraatçi hükümet'

 

İcraatçi Hükümet Nasıl Olunur ?

İcraatçi hükümet olunmaz; doğulur. Laf kalabalığıyla , normalde alınması gereken oydan fazlasını aldı mı, o iş tamamdır aslında....

Derin bir oh çekerek kurulur,çünkü karşısındaki  olası en büyük engelini, yani seçmen kitlesini, laf ebeliğiyle rahatça aşabileceğini görmüştür. İcraatçi hükümet böylelikle doğmuş olur. Hayırlı olsun. 

İcraatçi hükümet, hükmetmeyi pek sever. Ancak, tüm icraatlerinde sürdüğü, süreceği hüküm '' hizmet'' adı altında itinayla saklanarak servis edilir. Devletin bir parçası olmayan; devleti kendi parçası haline getiren ''iş bitirici '' bir hükümettir. İlk bakışta akla yatkın gibi görünen savunması da hazırdır.'' İşleri yürütmemiz lazım...''Doğru. Kadrolaşma değildir o ; olsa olsa  işlerin halledilmesidir.

İcraatçi bir hükümet için icraatlerinin  bürokratik ve hukuki  hiçbir engele takılmaması hayati bir öneme sahiptir ki; çağ atlanabilsin; çıraklar kalfa, kalfalar usta, ustalar ustura, pardon büyük usta olabilsin...

Dolayısıyla icraatçi bir hükümet ,memurları ,sorumluluk ve sınır tanımadan; istediği gibi ödüllendirme ve cezalandırma yetkisine sahip bir hükümettir. İcraatçi bir hükümet , denetime sorgulanmaya da pek sıcak bakmaz, çünkü o ne yapıyorsa, memleketin üstün menfaatleri için yapıyordur .Aksi düşünülemez. Düşünen de olsa olsa vatan hainidir zaten. Değil mi ya?..

İş bitirici ve hızlı hareket eden bu tipte bir hükümet; yasaları gerekirse, torbalayarak bir gecede geçirir. Olmadı mı? Resmi Gazeteyi ''kanun hükmünde kararname'' cennetine çevirir. Her yeni yasa ''değişim'' i de beraberinde getirir. Ancak; maalesef, bu değişim , ''gelişim'' demek değildir.

İcraatçi hükümet; toplanma hakkına ,sadece, kendi eserlerinin (!) açılış törenlerinde saygı duyar. Muhalefetin mitinglerine tahammül gösterir. Halkın toplanma hakkını kullanmasına ise tepki gösterir.

Hükümet kanadından halkın toplanmama hakkını kullanması , her daim telkin olunur. Ne de  olsa , toplanılması gereken durumlarda halkı kendileri  topluyorlardır.Halkın kendi kendine, kimseye sormadan etmeden , biat etmeden toplanması, üstelik bir de icraatlere muhalif bir tutum takınması olacak iş değildir. Zaten olmaz o iş...

Bu dip dalgayı gemisi alabora olacak olan kaptan ve mürettebat fark ederek önlemini alır, sorunu çözer. Çözüm; toplanılmamasında; toplanıldığında ise hemen dağıtılmasındadır. Elbette ki, bu dağıtmayı da lafla değil, icraatle gerçekleştirir , çünkü bu tipteki bir hükümet eleştirilere katlanamaz. Halkın düşüncelerinden korkar. Ayağa kalkan bir halkı yeniden oturtmak zor olduğundan ; halkın sakin, suskun, uslu uslu evinde oturuyor olması hükümetin ''gizli gündem'' maddesidir ve elindeki tüm imkanları bunun için bir seferberlik emri çıkarır. Bunun için , sansür kurulları kurulur. ''Sansür değil o, hassasiyetimizdir'', derler. Yerseniz tabii...Yandaş medya da  etkili bir taktiktir. Yandaş medya yetmiyorsa, gider, medya grubu alır. Gerekirse, kendi canından candaş medya yaratır.Yeter  ki,yeter ki propagandası ''düzgün'' yapılsın. Yeter ki; evinden çıkmasın bu halk...

İcraatçi hükümetin icraatleri de önemlidir. Halkın gözünü icraatlerle boyamak elzemdir zira. Hastane, köprü, yol yapılır. Yol çok önemlidir. Yol yapılır ki, yolsuzluk olsun. İhale olsun ki ,yandaş müteahhitler de palazlanıversin. Eh, tabii, yolunu bulmadan kim kime yol yapar bu devirde ,değil mi ?İhalelerin rüşvet vererek kazanılması da olağan hale gelir ki; bu hal iyi bir hal değildir şüphesiz, ancak cevap hazırdır . ''Hizmetlerimiz, icraatlerimiz ortada, kurulan huzur ve güven ortamı ortada . Değerlerimiz değerleriniz, yolumuz yolunuzdur. Yolsuzluk yapsak , büyüme olur mu? Oysa ki, büyüyen halkın refahı değil; rakamlardır. Büyüyen zenginlerin banka hesaplarıdır.

Büyüyen halkın cebindeki delik , bütçedeki gedik, halktaki ezikliktir. 

Sadece ezilenler kendi aralarında , olabildiğince, eşittir...

 


10 Kasım 2014


 İtibar İçin ..

*Didiklenmiş İtibara Didaktik Bakış*


İtibar için, hem siyasi hem de ekonomik bağımsızlık gerekir.

İtibar için , angaje olmamak gerekir.

İtibar için, o ülke halkının adil ve özgür bir hayat sürmesi gerekir.

İtibar için, kendi insanlarını, kendi değer ve yöntemlerini geliştirmek gerekir.

İtibar için , kendi iç ve dış politikasını geliştirmek gerektir.

İtibar için, çok para değil; ama çok çaba gerekir.

İtibar için, yöneticilerin yönetmesi ;ama baskı kurmaması gerekir.

İtibar için, her hafta bir 'siyasi kriz' çıkarmamak; demogog olmamak gerekir .

İtibar için, dokunulmazlığın, sarayların, seçimlerde barajların değil ama;Siyasette,halkın fikirlerinin, hakça sahne alması  gerekir.

İtibar için, rüşvet, iltimas, irtikap gibi suçların bitirmek gerekir.

İtibar için, işçi cinayetlerini 'kader ile fıtrat' ile mazur göstermeye çalışmamak; aksine, bu cinayetlerin önünü kesmek için gerekli tüm yasal yaptırımları sağlamak gerekir.

İtibar için, sendikaların özerk bir yapıya kavuşması ve yöneticilerin çiftliği haline gelmemesi gerekir.

İtibar için, yöneticilerle yönetilenler arasında refah düzeyinde bir uçurum olmaması gerekir.

İtibar için, ülkenin gelir dağılımında adalet terazini dengede tutmak gerekir.

İtibar için, bebeklerin açlıktan ya da hastaneye yetişemediği için ölmediği bir sağlık ve sosyal adalet sistemi geliştirmek gerekir.

İtibar için, duble yollara değil; ama toplu taşımaya öncelik verilmesi gerekir.

İtibar için, yöneticilerin gelişmiş ülkelerden emir almaması gerekir.

İtibar için, tüm dünyanın ortak geleceğini ilgilendiren ya uluslararası anlaşmalara ön ayak olmak; ya da hiç değilse onları imzalamak gerekir.

İtibar için, doğa, insanlık ve uygarlıktan taraf olmak gerekir.

İtibar için, bir ülkenin en az yüzyıllık bir ' su ve iklim politikası ' oluşturması gerekir.

İtibar için , tarımda dışa bağımlı olmamak gerekir.

İtibar için, enerji yatırımlarını çevre ve doğayı gözeterek hayata geçirmek gerekir.

İtibar için, madenleri , 'ocak söndüren' değil; 'ocak tüttüren' hale getirebilecek maharet ve kararlılıkta işletmek gerekir.

İtibar için , cehalet ve sefaletle mücadele etmek gerekir.

İtibar için, sağlıklı kent planları oluşturmak ve bu bağlamda gecekondulaşmamış , uygar kentler yaratmak gerekir.

İtibar için, kentleri ilkel beton yığınları haline getirmemek gerekir.

İtibar için; en basitinden, kıyının o ülkenin halkına ait olduğu gibi bir gerçeği aşmaya çalışmamak gerekir.

İtibar için, sanatı özgür bırakmak ;'sanat kurulları 'kisvesi altında 'sansür kurulları ' oluşturmamak gerekir.

İtibar için ,tarihi eserlere sahip çıkmak ve onları ayaklar altına almamak gerekir.

İtibar için, bir ülke halkının toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkını, hiçbir engellemeye maruz kalmadan kullanabilmesi gerekir.

İtibar için, iletişim hakkına saygı ve özel hayatın gizliliği ilkesini ,kabul, gerekir.

İtibar için, işkence karşıtı olmak gerekir.

İtibar için, ötekileştirmemek gerekir.

İtibar için , savaş karşıtı ve barış yanlısı tavrı; ısrarlı ve istikrarlı bir şekilde ortaya koymak gerekir.

İtibar için, diğer halklardan, gerçek anlamda, insani yardımı esirgememek gerekir.

İtibar için; vicdan ekseninden kaymadan, ilerici ve geliştirici politikalar ortaya koymak gerekir.

İtibar için, Dünyada ,'halkının mutluluğuyla anılan' bir ülke için çalışmak gerekir.

İtibar için, 'kendine yetebilen ve dik durabilen bir ülke' için çalışmak gerekir.

Aslında basittir ama, itibar için, önce  ''muteber olmak '' gerekir.

2 Mayıs 2014

1 MAYIS,HEP MAYIS...

Bugün ,2 Mayıs 2014...

Dün İstanbul'da halk olarak bazı tutum ve davranışlara maruz kaldık.Yine.

Hepsini yazıp, dökmek mümkün değil ama birazı bile yetiyor da artıyor zaten.

Taksim 'in geçici(!) olarak iktidarın kurtarılmış bölgesi haline getirilişini gördük.

''Beşiktaş'ı terkedin.'' anonsuyla şaşırdık.'' Evet, toma suluyorsun.'' anonsuyla, bir ağaç gibi tek ve hür olan bir orman olduğumuzu gördük.

Okmeydanı'nda acil servisteki hastaların yine gaza doyduğunu (!) gördük.

Kadıköy'deki  sapsarı sendika ve sendikacıların işçinin hali-ahvali konusunda, her zamanki gibi yandaş söylemlerini de gördük.

Yenikapı'nın özde değil, sözde miting alanı olduğunu; garip bir kuşun bile konmaya tenezzül etmediği-etmeyeceği bir dolgu sahasından ibaret bir yer olduğunu gördük.

Evlerinde bebeklerin,çocukların biber gazından zehirlendiklerini gördük.Çığlık atamadılar çünkü,boğuluyorlardı,nefes alamıyorlardı,ağlıyorlardı.Ağladıkça gazın yüzlerini yaktığını bildiğimizden içimizin daha çok acıdığını, vicdanlarımızın bir kez daha kanadığını gördük.

Milletvekillerine de şahan kesilebilindiğini gördük.Hırsızlık,rüşvet,irtikap gibi suçlar için parmak kıpırdatmayanların, suçsuz yere, neredeyse kol kırdıklarını gördük .

Ortalığı toz duman etmenin gözleri yaşarttığını ,ama kör etmeye yetmediğini gördük.

Taksim ' e varılamıyorsa; her yerin Taksim olabileceğini gördük.

Şiddeti, baskıyı, gazı, tomayı, direnişi, yardımlaşmayı gördük görmesine ama biz bugün en çok ''korku''yu gördük.

Korkunun devam edeceğini de gördük, çünkü Ali İsmail'i, Berkin'i, Ahmet'i, Medeni'yi, Hasan Ferit'i, Abdullah'ı, Burak Can'ı, Ethem'i gördük. Biz gördük. Onlar da gördü..

Meydanlarda sadece 77' 1 Mayıs'ını değil;geçmiş tüm 1 Mayısları , Tuzla'da tersanelerde, madenlerde göçük altında, şantiyelerde, fabrikalarda, inşaatlarda türlü  iş cinayetlerine kurban giden tüm işçileri gördük. Onlar da gördü...

Halkın korkmadığını gördük. Onlar da gördü..

Dirayetin, direnişin, dirilişin asla zorbaca bir dayatmaya yenilemeyeceğini gördük. Onlar da gördü...

Pabucu ayakkabı kutularına sığmayacak kadar pahalı olanların ellerindeki tüm gücü ''Söyleyecek sözüm var. Anılacak acılarım; kutlanacak bayramım var.'' diyen halkın üzerine saldığını gördük.

Müstahkem mevkiiyi korumak için, herşeyi ama herşeyi yapan, korkudan beslenen ama -ne yaparsa yapsın-korku salamayan, müstakbel maktül bir iktidar gördük...


14 Nisan 2014

Parmaklarımıza bakıyorum, tüm insanların parmaklarına....
Parmaklarımızdan parmaklıklar yapmışız ve kendimizi ilk , o parmaklıkların ardına hapsetmişiz...
Göz kapaklarımız zaten,zaten zindan;kapadığımızda zifir...
Can kafesi ,adı üstünde kafes.Yüreği sade korumuyor ki ,cancağızım kuşatıyor da...

O yüzden gözünü aç,parmaklarını özgür bırak,yüreğini uçur...

31 Mart 2014

mutluluk...


İnsanoğlu sürekli , hayalini kurup durduğu o mutluluk hissine ulaşmak için çabalayıp duruyor.
İnsan sürekli refahı , konforu kovalayarak mutluluğa doğru koşuyor; fakat ne koştuğu yere varabiliyor ne de yolda koşarken elde ettiği ganimetlerin tadını çıkarabiliyor...Yani , hiçbir konfor mutsuzluğun üstünü örtmeye yetmiyor. Yetmediği gibi , bunca rahatın içinde yine de mutsuz oluşunun yarattığı o yenilmişlik ve tatminsizlik hissi  yeni mutsuzlukları da beraberinde  getiriyor.
İnsanın kendini mutlu eden bazı şeylere kavuşması mutluluk mudur?
Bu hesaba göre ; iki ekmeği olan , bir ekmeği olandan iki kat fazla mutlu olmaz mı?
Yine bu hesaba göre, mutluluk varlıkla alakalı bir şey olmaz mı?
İnsanların ihtiyaçlarının giderilmesi mutluluk getirir.
Doğru; ancak, insanların hem bedensel hem de duygusal ihtiyaçları olduğunu da 
gözardı edilemez . 
Bedensel ihtiyaçları giderilmezse, giderilene kadar hep ilk planda yer alır.
Bedensel ihtiyaçları giderilince , duygusal  ihtiyaçlar da -ayrıca- önem kazanır.
Günümüzde , milyonlarca insan en temel bedensel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan aciz durumdadır. Bu insanlar için , mutluluğun ilk basamağının yiyecek ekmek , barınacak yer olduğunu söyleyebiliriz; ama bu söz konusu insan ihtiyaçları  ''giderilemez '' şeyler değildir.
Peki, bedensel ihtiyaçlarını gereğinden kat be kat fazlasıyla gidermiş olup da bir türlü
mutlu olamayanlara ne demeli?

Mutsuzluk giderilemez olunca, mutluluk gidiyordur belki de. Olamaz mı?

O zaman, niçin,  -maddi anlamda - hep daha fazlasını istiyoruz?
İstediğimiz şeyler neden hep elle tutulur-gözle görülür -somut şeylerdir?
Daha iyi bir ev, daha iyi bir iş , daha iyi bir araba , daha çok para ,
daha çok para, daha çok para...
Peki, biz bu '' varlık arttırma ''yı neden istiyoruz ?''Yeter '' durumda olmak için...
Peki, o zaman, niçin varlıklarımız arttıkça , daha da yetersiz kalıyoruz?
Peki , buna rağmen niçin hep daha fazlasını istiyoruz ? Kendimiz için mi ?
Hiç sanmam. Bu giderilemeyen hırs , sakın çevremizdekileri kıskandırmak için olmasın ?
Zengin olan insanlara daha fazla saygı duyulduğu, onlara imrenildiği için olmasın sakın ? İnsanların zengin olma hayallerinin temelinde , belki de bu '' saygı duyulma '' isteği yatmaktadır. Zengin , daha iyi bir semtte , daha iyi ve daha büyük bir evde oturur. O evi de çeşitli antikalarla, gerçek değerlerini anlayıp - anlayamadıkları da ayrı bir tartışma konusu olan ama bir çuval para döküp aldıkları tablolarla döşer.
İnsanların tüm bu ıvırzıvırdan duydukları hazzın , çevresindekilerin , tüm bu
ıvırzıvırı kaç paraya satın aldıklarını bilmeleri düşüncesinin vermesi ve aslında
''sahte bir özgüven duygusu '' olması ne kadar da hazindir. Değil midir ?
Varlık arttırmaya yönelik olan  bu istek , yerine başka bir şey konulamaz bir istek de değildir.
Elde edilen her ''varlık '' insana zevk verir. Doğrudur; çünkü insanlar elde ettiklerini parayla kendilerini mutlu edebileceklerini sandıkları bir yığın şeye sahip olabilirler. Ancak, varlık artışı , insanın bilinç altındaki yetersizlik hissini sürekli olarak besler. Bu da içten içe , hatta içten dışa  mutsuzluğu uyandırıverir. Hani , mutluluk olacaktı varlık yolunun sonu ?
Demek ki, gerçek pek de öyle değilmiş. Değil mi ?
Belki ,temel bedensel ihtiyaçlar giderildikten sonra fazlasına pek de ihtiyacımız yoktur.
Belki de mutluluk; sağlığın, huzurun, sevginin tatmin edilmesinde saklıdır...
Belki de duygusal ihtiyaçların giderilememesi insana daha pahalıya patlar.
Belki de asıl unutulmaması ve gözardı edilmemesi gereken şey de budur.







 

10 Mart 2014

iç-dış komple bakım

 


İçeridekiler; hapisteki suçlular, tımarhanedeki deliler ...

Dışarıdakiler; çalışan-üreten-verimli-yararlı-duyarlı -örnek insanlar...

Ne hikmetse, dışarıdakiler içeridekilerle ilgilenmeyi akıllarının ucuna bile getirmemektedirler...

Ne yapmak lazım ?

İç-dış iyi bir yıkama, komple bir bakım yapmak lazım...